Padişah

Gönderen Mustafa Feyzi İçerik: MEC

 MEC

 Davullara, bayraklara aldırmayan bir padişahtı O;
Dünyada bir garib yolcu gibi yaşayan…

Tek başına bir ordu gibiydi O;
Gittiği yerleri kuşatan…
Gönüller sultanıydı O;
Kalplere taht kuran…
Bir İbrahim gibiydi O;
Zulme meydan okuyan…
Yiğit bir mücahiddi O;
Hakkı tutan her zaman…
Asrın müceddidi, kâmil bir mürşiddi O;
Çağa damgasını vuran…

H. Ali Erkaya



Forum Sitemiz Açıldı!

Gönderen Mustafa Feyzi İçerik: Genel

Esselamu Aleyküm;

Uzun ve hummalı bir çalışma sonucunda forum sayfamızı da ziyarete ve kullanıma açtık…

Hayırlara vesile olması temennisiyle…

Ayrıca Forum sitemize paylaşım ve katılımlarınızı beklemekteyiz…
Forum sitemize www.gucduvani.com/forum adresiyle ulaşabilirsiniz.

Şimdi üye olmak için tıklayın!

Bilginize…



Gucdüvânî Hazretleri’nin Nasihatları

Gönderen Mustafa Feyzi İçerik: Genel

Mehmed Zahid Kotku Rh.A
27 Haziran 1980 - İskenderpaşa Camii

İskenderpaşa Camii MinaresiKendisine de telkin eden Hızır Aleyhisselâm… Kendisini havuza sokmuş, suyun içine batırmış. “Şimdi, Allah de bakayım!” demiş. Suyun içinde, tabiatıyla ses çıkmaz. Ses çıkmayınca içinden diyecek tabiatıyla… “Ha, işte bunu dışarda da böyle yap!” demiş. Bu şekilde zikir, beş şeyh arkasından Nakşıbend Muhemmed Bahaeddin Hazretleri’ne nasib olmuş. O da, bu nasibi talim etmiş bizlere… Bugüne kadar da elhamdü lillâh cârî olmaktadır.

Biz bugün çok aldanmış durumdayız. Gaflet içindeyiz. Derviş olmayı isteyen çok… Her tarafta bunları talim eden de çok… Fakat gàyeden hep uzak!.. Gaye, Allah demek ise de, o gayenin kökü Allah-u Teàlâ’nın huzurundan ayrılmamaktır. Vukùf-u zamânî ki, zaman an demektir. Dakika değil saniye değil, an… Bir an içerisinde, insan çeşitli kılıklara girebiliyor. Binâen aleyh, o anın nasıl geçtiğine bak!.. Hayırla mı geçti, şerle mi geçti?.. Hayırla geçtiyse, şükret Allah’a. Eğer gafletle ve hayırsız bir şekilde geçtiyse, onlara da nedamet ve pişmanlıklarla tövbe ve istiğfar eyle!..

Her an için, Allah-u Teàlâ’nın huzurunda olduğunu bil!.. Çünkü o diyor ki: “Ben seninleyim, ben sizinle beraberim! Nerede olursanız olun, ben sizinle beraberim!”

“–İmanın en efdali, en güzeli, Allah’ın seninle olduğunu bilmendir.”

Onun için müslümana lâzım olan, uyanık olması ve her anını değerlendirmesi… “Benim bu anım nasıl oluyor da boşa gidiyor? Niçin Allah’a yarar bir iş yapamadım? Niçin Allah’ın kullarına yarar bir iş yapamadım?..” diyerekten üzülmesi lâzım!..

Dün bir yerdeydim, çok üzüldüm. O gittiğim evin önüne evler yapılmakta, kooperatif evleri…

“–Kaç para bunlar?” dedim.

“–Bir tanesine 25 milyon…” dediler.

Dedim:

“–Topu mu?..”

“–Yok, yok; bir katı!” dediler. “Gittik sorduk, alımkâr olduk. Bir katının 25 milyon lira olduğunu ve bunların da kâmilen satıldığını, yalnız bir daire kaldığını söylediler.” dediler.

Şaşırdım kaldım. Allah affetsin… Demek bizde milyonlar çok… Milyonların da kıymeti yok.. Lâzım olan insanın anını bilip, Allah’ın huzurunda olduğunu bilip, Allah’a yarar iş yapabilmek… Allah’ın sevdiği ve razı olduğu bir kul olabilmek… Yoksa hepimiz geldik, hepimiz gideceğiz. Buna kimsenin şüphesi yok… Geldik; nasıl geldiysek öylece gideceğiz. Bu gün mü, yarın mı; o da belli değil. İnsanın daima hazırlık içerisinde olması lazım!..
Onun için bu, Abdülhàlik-ı Gücdevanî Hazretleri’nin hepimize olan nasihatlarından bir tanesi… Onu kitap arasında arayıp bulmak zor. İnşâallah bir kağıt içerisine yazalım da, biraz da izah yapalım; hepimiz o kağıttan istifade edelim!..

Bazıları işimize gelmez bugün bizim. Çünkü, refah ve saadetin meftunuyuz. Yaşayalım, nasıl yaşarsak öyle yaşalım… Bu yaşayışımıza keder gelirse, o bizim için büyük bir zarar. Halbuki, büyüklerimiz de bunun aksini istiyorlar bizden. Refah yok… Peygamber SAS, ömründe rahat görmemiş. Binâen aleyh diyor ki, hepimize hitâben:

“–Fakat tahsil-i ilmin yanında edebi de öğren!” diyor.

“–Takvâyı öğren evlâdım!” diyor.

Bu üç şeyi söyledikten sonra da diyor ki:

“–Bununla beraber ilm-i hadis ve ilm-i tefsiri de çok oku! Tetebbû eyle onları!.. Kendini onlara uydurmağa çalış!”

NASİHATLERİ (2)

Bu risâle şeyhler şeyhi, pirler sultanı, veliler kutbu, ulu makamlar, yüksek kerametler, gayb aleminden gelen vâridat ve kudsî keşifler sahibi, Hàce Abdülhàlik-ı Gucdüvânî (Kaddesallàhu rûhahül-azîz) tarafından, özlü sözler halinde, tarikat mensublarından bir müride emir buyrulmuş nasihatlerini ihtivâ eder. Bahis konusu müridin, Hàce Evliyâ-i Kelân olduğu nakledilir.

Kim bu ince vasıflarla sıfatlanırsa, ma’rifet çeşmesinden bir damla onun canı dimağına akar ve ebediyyete kadar mest-i ilâhî olur. Müridlerin uyanıklarının hepsi bu cinsten bir mestliğe dalmışlardır. Yâ Rab, pâk kullarının canlarına açtığın o esrârdan, bir koklam da biz bîçârelerin canına nasîb eyle!..

Hazreti Şeyh KS, her tarikat mensûbuna önce takvâyı emretmiştir. Çünkü, tarikate sülûk edenlerin ilk makamı takvâdır. Buyurdular ki:

1. Ey oğulcağızım! Sana vasiyet ederim ki, takvâyı kendine şiar edinesin! İbadet cinsinden vazifelerine sımsıkı sarılasın! Ahvâlini kontrol edesin! Dâimâ, hatâlardan korku halinde olasın!

2. Allah’ın (CC) hukukunu ve Rasûl-ü Ekrem SAS Hazretleri’ne olan borcunu ödeyesin! Anne-babanın, bütün şeyhlerinin hukukunu gözetesin ki, Hak Teàlâ da seni hıfz eyleye…

3. Senin üzerine bir vecibe olsun ki, Kur’an-ı Kerim okumayı aslâ bırakmayasın! İster zàhiri, ister bâtını olsun, hep Kur’an’da gözet ve oku! Gizli veya âşikâr, Kur’an’ı ibret ve tefekkürle kan ve gözyaşlarıyla oku! Her bir hâlini Kur’an’a döndür ve benzet! Zîrâ halk içinde Cenâb-ı Hakk’ın hucceti Kur’an’dır.

4. İlim öğrenmekten bir adım uzak kalma! Fıkıh ve hadis ilmini öğren! Câhil sofulardan uzak ol ki onlar, din yolunun hırsızları ve müslümanlığın yol kesicileridir.

5. Üzerine borç olsun ki, sünnet-i şerifeye sımsıkı sarılasın ve selef-i sàlihînin imamlarının yoluna gidesin! Çünkü, dinde yeni çıkan her şey sapıklıktır.

6. Gençlerle, kadınlarla, ehl-i bid’atle, zenginlerle sohbet etme! Çünkü senin dinini alıp götürürler.

7. Dünyalıktan iki somuna razı ol ve helâl ye ki, bütün hayırların anahtarı budur. Haramdan uzak ol!

8. İnsanlardan kaç ve fukara ile sohbet eyle! Kendi tenha mahallinde otur ki, seni ateş yakmasın.

9. Helâl giyin ki, ibadetlerin tadına erebilesin!

10. Allah’ın celâlinden daima kork ve unutma ki, bir gün hesab mahallinde ayakta durdurulacaksın.

11. Gece ve gündüz çok namaz kıl ve cemaati terk etme; amma, imam veya müezzin olma!

12. Kıballere, kitap sayfalarına adını yazma! Mahkemelerde zaruret olmadan bulunma! Sultan ile sohbet etme! Büyüklerin nasihatlarından dışarı çıkma! Arslandan kaçar gibi insanlardan kaç!

13. Üzerine borç olsun ki, az şöhretli olasın! Dindarlığın herkesin diline düşmesin. Yine üzerine borç olsun da seyahat et ki, nefsin hor olsun.

14. Şeyhlerin gönüllerini gözle ve dikkat eyle! Hânegâh inşa eyleme, hânegâhda oturma!

15. Birinin medhiyle mağrur veya kötülemesiyle gamlı olma. Halkın medhi de, zemmi de, nazarında aynı olmalıdır. Halkla iyi huyla geçim eyle.

16. Üzerine borç olsun, edebli ol. Bütün halka, onların küçük veya büyüğüne merhamet eyle. Yine üzerine borç olsun ki, gülmeyesin; çünkü, gülmek gaflettendir ve gönlü öldürür.

Hazret-i Muhammed SAS Hazretleri buyurmuşlardır ki:

“–Benim bildiğimi siz bilseydiniz, az güler çok ağlardınız!”

17. Allah’ın mekrinden emin bir hal takınma! Fakat onun rahmetinden ümid de kesme! Havf ve recâ arasında yaşa ki, tarikat saliklerinin makamı budur. Bazan havf, bazan da recâ…

18. Yine Şeyh KS buyurdu ki: Ey oğulcuğum! Şeyh, müridin babası gibidir. Hattâ oğluna babasından daha da şefkatlidir. Çünkü onu Allah’a yakınlık makamına erdirir.

19. Gücün yeterse kadı olma! Çünkü o zaman dünyanın tàlibi olursun ve dünyayı taleb ederken, din elinden gider. Nefsin müştak ise, daima mücâhedede ol! Dâimâ ahiretin gamını çek, ölümü çok hatırla!

20. Başkanlık isteyici olma ki, kim başkanlık severse, ona tarikat salikidir demek lâyık olmaz.

21. Üzerine borç olsun, daima oruç tut; çünkü oruç insanı mahfuz tutar.

22. Fakr içinde pâkize ol! Dünyadan perhizkâr ve ahirete râgıb ol! Dindar ve vefâlı ol! Fakih, alim ve sabit-kadem ol!

23. Allah CC yolunda, şeyhlere hem mal, hem beden ve hem de can ile hizmet et! Onların seyir ve sülûküne ihtimam göster. Şeyhlerden ne görürsen inkâr etme; (şeri’ate muhalif olması hali müstesnâ), çünkü inkâr edersen, şeyhlerden bir şey elde edemezsin!

24. Devlet adamlarının kapısından bir şey isteme! Yarın için azık biriktirme! Allah’ın rızka kefil olduğuna güven. Çünkü Kur’an’da buyruluyor ki:

“Vema min dàbbetin fil ardı illâ alâ’llahi rızkuha” (Hûd 6) [Yeryüzünde yürüyen her canlının rızkı, yalnızca Allah’ın üzerinedir.]

25. Tevekkül makamına ayak bas ki, Allah-u Teàlâ buyurur:

“Ve men tevekkelalâ’llahi fehüve hasbühü” (Talak 3)”Kim Allah’a tevekkül ederse, Allah ona kâfî gelir.” Bilesin ki, rızık bölüşülmüştür. Allah sana ne vermişse, halka bezl eyle!

26. Buhül ve hasedden uzak ol; çünkü, cimrilik ve kıskançlık, yarın Cehenneme atılacaktır.

27. Dış görünüşünü süsleme ki, dışı süslemek, için harablığının alâmetidir.

28. Allah’ın va’dine güven! Bütün yaratıklardan ümid ve tama’ı kes; onlarla ünsiyet etme! Doğruyu söyle ve korkma! Dâimâ Hak ile beraber ol, mahlûkattan kimseyle sohbet etme; Allah-u Teàlâ’dan uzak düşersin!

29. Üzerine borç olsun ki, kendi nefsinin ihtiyacı peşinde ol! Kendi nefsini aziz tut; çünkü seni taşıyıcıdır.

30. Dilini tut, halka daima nasihat eyle!

31. Sana borç olsun ki, yeme ve içmeyi azalt! Az uyu ve az söyle! Yemeğe muhtaç olmadıkça asla bir şey yeme ve mâzeret olmadan asla söz söyleme! Uyku sana galebe çalmadıkça uyuma ki, bir miktar uyuduktan sonra namazı daha dürüst ve daha çok kılarsın.

32. Semâ’ meclisinde çok oturma ki, zamanla semâ’ çok nifak çıkarır. Semâ’ bir çok gönlü öldürür. Semâ’ı inkâr da etme ki, semâ’ın erbabı çoktur ve semâ’ revâ değildir; ancak bir kimseye ki, gönlü diri, kendi ölü ola… Kimde ki, bu hàlet bulunmaz; oruç ve namazla meşgul olursa daha uygundur.

33. Gönlün dâimâ gamlı, gözün yaşlı, amelin hàlis, duan mücâhede, elbisen yıpranık olmalıdır. Arkadaşların derviş, evin mescid, malın fıkıh, zînetin zühd, munîsin ulu Rabbin olmalıdır.

34. Kendisinde şu beş hasleti bulmadığın kimseyi arkadaşlığa kabul etme;

1) Ahireti dünyaya tercih etmeli.
2) İlmi dünya ameline tercih etmeli.
3) Horluğu rağbetliliğe tercih etmeli.
4) Gizli ve aşikar ameli gözetici olmalı.
5) Ölüme hazırlıklı olmalı.

35. Yine buyurdu ki: Ey oğulcağızım! Seni dünya mağrur etmesin, aldatmasın. Üzerine borç olsun ki, halvette yalnız olasın, kırık gönüllü olasın, Tâ keramete nâil oluncaya kadar Allah korkusunda müstağrak olasın. Dünyadan uzak şöyle yaşa ki, yabancı bir ülkede sanki gurbettesin. Dünyadan soyulmuş ve pâk ol ve tertemiz dışarı çık! Çünkü yarın hangi tàifeden olacağını bilemezsin.

36. Yine buyurdu ki: Ey oğulcuğum! Bu zikrettiğim vasıflara dikkat et ve ezberle! Ben yakınlarımdan öğrendiğim ve işlediğim gibi, sen de bunları katında tut ve işle ki, Hak Teàlâ da sana dünya ve ahirette nazar kıla…

Bu zikredilen evsaf, müridlerden birinde zàhir olursa, ona şeyhlik verilmesi lâyık olur. Kim onları tahakkuk ettirirse, ona maksad hasıl ve maksud elde edilmiş olur. Fakat, bu mertebe herkese değmez.

Hàce Evliyâ-i Kelân diyor ki:

“Şeyhim bunları söyledikten sonra elimi tuttu ve son olarak şöyle dedi:

‘–Sana vacibdir ki, yaşadığın müddet benim mescidimde bulun! Terk edersen, özrün apaçık ve meşrû özür olsun.”


(1) Mehmed Zahid KOTKU’dan Özel Sohbetler, Seha Neşriyat, İstanbul 1993, s. 363-369.

(2) Tasavufî Ahlâk-1, Seha Neşriyat, İstanbul 1999, s. 181-186.



Abdülhàlik-ı Gucdüvânî Rh.A Hazretleri

Gönderen Mustafa Feyzi İçerik: Genel

Gucdüvânî Camii     Buhara’ya yaklaşık 30 km. uzaklıktaki Gucdüvân köyünde (bugünkü telaffuzu Gicdüvân) doğdu. Risâle-i Sâhibiyye adlı eserinde (s.95-96) anlattığına göre babası, İmam Mâlik neslinden, zâhirî ve bâtınî ilimlere vâkıf bir âlim olan Malatyalı Abdülcemil İmam’dır. Düşmanları tarafından şehirden çıkarılan Malatya sultanının tahtına dönmesini sağlayan Abdülcemil, 113 yaşında olmasına rağmen mükâfat olarak sultanın kızıyla evlendirilir. Bu arada Hızır, Abdülcemil’e bu evlilikten bir erkek çocuğunun doğacağı müjdesini verir ve adını Abdülhàlık koymasını ister. Gucdüvânî, sebebini açıklamadığı bir husustan dolayı bir müddet sonra babasının Malatya’dan ayrılmak mecburiyetinde kaldığını ve Buhara’ya giderek Gucdüvân köyüne yerleştiğini, kendisinin burada dünyaya geldiğini kaydeder.

     Yetişme çağında tahsil için Buhara’ya giden Abdülhàlık, şehrin önde gelen alimlerinden İmam Sadreddin’in yanında tefsir okurken. “Rabbine yalvara yakara ve gizlice dua edin. Bilin ki O haddi aşanları sevmez.” (A’raf 7/55) mealindeki âyetin yorumu sırasında buradaki “gizlilik”le ilgili bir tereddüdünü ifade eder. Şöyle ki: Eğer zâkir yüksek sesle zikreder veya zikir esnasında organlarını hareket ettirirse dua veya zikirden başkaları haberdar olur. Öte yandan sırf kalbiyle zikrederse bundan şeytan haberdar olur. Çünkü hadiste bildirildiğine göre şeytan insanoğlunun içinde damarlarındaki kan gibi akıp durmaktadır (Buhari, Ahkâm, 21), Gucdüvânî. bu durum karşısında âyetteki duayı gizlice yapma emrinin nasıl yerine getirileceğini, diğer bir ifadeyle zlkr-i hafînin nasıl uygulanacağını sorunca hocası Sadreddin, ilm-i ledünne ait olan bu meseleyi ileride ehlullahtan bir zâtın kendisine öğreteceğini söyler. Nitekim kısa bir müddet sonra. Gucdüvânî’nin Hâce Hızır diye andığı, doğumundan önce de kendisiyle ilgilenen Hızır gelerek ondan havuza dalmasını, suyun altında iken kelime-i şehâdeti tekrarlamasını ister ve ona zikf-i hafinin usulünü telkin eder. Aynı zamanda zikrin sayılarak yapılacağını belirten Hâce Hızır, böylece bütün Hâcegân’ın ve onlardan sonra Nakşibendîler’in benimsedikleri vukûf-ı adedî prensibini de ortaya koymuş olur (Reşehat Tercümesi, s, 30). Harîrîzâde, Gucdüvânî’nin suyun altında iken yaptığı zikir sırasında kendisinde el-cezbetü’1-kayyûmiyye denilen çok kuvvetli bir cezbe hâsıl olduğunu kaydeder (Tibyân, l, vr 378b).

Gücduvânî Camii     Gucdüvânî, yine kendi ifadesine göre, yirmi iki yaşına kadar onu manevî evlât edinen Hâce Hızır’ın terbiyesi altında kaldıktan sonra Buhara’ya gelen meşhur fakih ve mutasavvıf Yûsuf el-Hemedânî’nin (ö. 535/1140) müridleri arasına katıldı. Bazı kaynaklara göre Hemedânî Buhara’ya değil Semerkant’a gelmiş ve Gucdüvânî ona burada intisap etmiştir. Hemedânî’nin zikirde takip ettiği yol alâniyye (cehri) iken Gucdüvânî’nin Hâce Hızır’dan öğrendiği zikr-i hafîye devam etmesine izin vermiş, Hâce Hızır da Gucdüvânî’nin manevî terbiyesinin tamamlanmasını Hemedânî’ye havale ederek aradan çekilmiştir. Bundan dolayı Hâce Hızır’ı Gucdüvânî’nin pîr-i sebak‘ı (zikir telkin eden pîri) ve pîr-i irâdet‘i (sülüke başlatan pîri), Hemedânî’yi de sadece onun sohbet pîri saymak gerekir (Lâmiî, s 411).

     Ancak Gucdüvânî’ye bir hırka verdiği için silsilede onun asıl mürşidi olarak Hemedânî yer almaktadır. Hemedânî Buhara’dan (veya Semerkant) ayrılıncaya kadar onun yanında kalan Gucdüvânî daha sonra memleketine döndü. Burada “sohbetine lâyık” bir kimse bulamayınca (Fazlullah b. Rûzbihân, vr 86a) inzivaya çekilip riyazet ve mücahede dünyasına daldı. İnziva müddeti boyunca gösterdiği bazı kerametler sayesinde (vakit namazlarını kılmak için Mekke’ye gidip gelmek gibi] uzak yerlerde de meşhur oldu. Öyle ki Şam’da onun adına bir hankah kuruldu. Burada oturan müridleri kendisini ziyaret etmek için Gucdüvân’a gelmeye başladılar (Câmî, s, 384).

     Hemedânî’nin bıraktığı halifelerin üçüncüsü olan Ahmed Yesevî, Türkistan’da İslâmiyet’i yaymak için Buhara’dan ayrıldığı zaman Gucdüvânî inzivasından çıkarak Buhara ve civarındaki dervişlerin başına geçti. Gucdüvânî’nin, halifesi Hâce Evliyâ-yı Kebîr’e hankahta oturmamasını tavsiye ettiği halde hayatının bu son dönemini Gucdüvân’daki hankahta geçirdiği anlaşılmaktadır. Muînülfukarâ. aralarında meşhur Al-i Burhân’dan âlim Muhammed b. Ömer es-Sadr’ın da bulunduğu Buhara’da ikamet eden müridlerinin her cuma gecesi onu ziyarete geldiklerini kaydeder (Tarih-i Mollazâde, s. 46).

     Kaynaklarda Gucdüvânî’nin vefat için muhtelif tarihler verilmektedir. Gulâm Server Lâhûrî, herhangi bir eski kaynağa dayanmadan onun 575′te (1179) vefat ettiğini söyler (Hazînetü’l-Asfiyâ, I, 530). Müellifi meçhul Makàmât-ı Abdülhàlık Gucdüvânî ve Arif Rivgerî adlı esere göre (s. 16) Gucdüvânî, Necmeddîn-i Kübrâ’nın 618 (1221) yılında vuku bulan ölümünden az önce ve henüz Moğol istilâsı başlamadan vefat etmiştir (s. 16) Risâle-i Sâhibjyye‘yi neşreden Saîd-i Nefîsî bu kayda dayanarak Gucdüvânî’nin ölüm tarihini 617 (1220) olarak verir.

     Rivayete göre Yûsuf el-Hemedânî gibi Gucdüvânî de dört halife tayin etmiştir: Hâce Ahmed Sıddîk, Hâce Evliyâ-i Kebîr (Kelân), Hâce Habbâz Buhârî ve Hâce Arif-i Rivgerî. Hâcegân silsilesi bunlardan sonuncusu vasıtasıyla sürdürülmüştür.

     Gucdüvânî’nin kelimât-ı kudsiyye olarak tanınan sekiz tarikat prensibini ortaya koyması son derecede önemlidir. Huş der-dem (alınan her nefeste gafletten uzak olmak), sefer der-vatan (beşerî sıfatlardan sıyrılıp ilâhî sıfatlarla muttasıf olmak), nazar ber-kadem [yürürken bakışlarını ayağından ayırmamak), halvet der-encümen (zahirde halkla, esasta Hak ile bulunmak), yâdkerd (lisanı zikirle beraber kalbi zikri icra etmek), bâzgeşt (zikir yaparken (ilâhî ente maksûdî ve rıdâke matlûbî) “Allah’ım! Maksûdum sensin ve talep ettiğim senin rızândır.” cümlesini söylemek), nigâhdâşt (meşguliyet verecek düşünceleri defetmek) ve yâddâşt (zikrin sebep olduğu uyanıklığı sürdürmek) prensiplerinden ibaret olan kelimât-ı kudsiyye, sonradan ilâve edilen üç prensiple beraber (vukûf-ı zamânî, vukûf-ı adedî, vukûf-ı kalbî) Nakşibendiliğin başlıca umdelerini oluşturmaktadır (Reşehât Tercümesi, s. 32-43.) Gucdüvânî’nin asıl önemi Hâcegân silsilesini Kurmanın da ötesinde ruhaniyet âleminde Hâce Bahâeddin Nakşıbend’e zikr-i hafîyi telkin etmiş olmasıdır.

     Eserleri
     1. Rısâle-i Sâhibiyye. Yûsuf el-Hemedânî’nin menkıbelerini anlatan ve kendi hayatına dair bilgiler veren eser Saîd-i Nefisî tarafından yayınlanmıştır. (Ferheng-i İrân-zemîn, 1/l içinde, s. 70-l01 Harîrîzâde’nin Tıbyân’ında da (I. vr 379a-389b) yer alan eserin bir Özetini İrec Efşâr neşretmiştir(Kandiyye, s.6-16)

     2. Vesâyâ (Süleymaniye Ktp., Esad Efendi, nr. 3702/5) Gucdüvâni, kısa bir adâb risalesi mahiyetindeki bu eserini halifelerinden Hâce Evliya-i Kebir için kaleme almıştır. Risalede cahil sûfilerden Kaçınmak, şeriat ve sünnetten ayrılmamak, hâkimlerden uzak kalmak, mümkün mertebe evlilikten kaçınmak, hankahta oturmamak, semâ ile fazla meşgul olmamak gibî öğütler verilmektedir. Buhara’ya iltica eden İranlı Şafii âlimi Fazlullah b. Rûzbihân. Gucdüvân şehrinin 918′de (1512) bir Safevî muhasarasından Gucdüvânî’nin ruhaniyeti sayesinde kurtulduğu inancıyla Vasâyâ’sına bir şerh yazmıştır. (Süleymaniye Ktp., Yahyâ Tevfik, nr. 1500. vr. 83a-102b).



Gucdüvâni Açıldı!

Gönderen Mustafa Feyzi İçerik: Genel

Es-selâmu aleyküm ve rahmetullah!

Gucdüvânî.com sitemiz açıldı! Tüm ihvâna hayırlı, uğurlu olmasını Allah’tan diliyoruz.

Misyonumuz: Çağa uygun, aşırılıktan uzak, Peygamberimizin sünnetine
bağlı, Allah’ın rızasına uygun müslümanlık…